hello world.

Küçükken kağıtlara kız bebekler çizer, çeşit çeşit elbiselerini boyardım. Sonra bu çizdiklerimle oyun oynardım, bazen onları bir moda haftasında yürütür bazense birbirleriyle bir kafede sohbet ettirirdim. Maddi durumumuz orta hâlliydi, sıkıntıları bana hissettirmeyen ama tek çocuk olduğum için de şımarık yetiştirmeyen bir ailem vardı, şanslıyım ki. Az ile yetinmeyi, çoğaldığında ise alçakgönüllü olmayı öğrettiler. Çevremdeki çocuklar kimi zaman oyuncaklarıyla hava atardı, oynatmazlardı. Kimi zaman bilgisayarlarının başına bile geçirmezler, bisikletlerine dokundurmazlardı. Böylece anladım ki aslında istediğim şey çocuksu neşeleri tadabilmekti.

Küçüklükten başlayan sınıfsal ayrılığı kendimce şöyle yorumladım: “benim olan benimdir ama birini tüm kalbimle seviyorsam, onla elimdekileri hayatıma gönül rahatlığıyla devam etmemi sağlayacak ölçüde paylaşabilirim. Bu beni küçültmez, bu beni kibirli de yapmaz. Büyütür, olgunlaştırır, kendim için çabalamayı ve hayatımı sadece sevdiklerimle paylaşmayı öğretir.” Sonra çizdiğim bu bebeklerle kendi oyuncaklarımı yaptım, hayallerimi kurdum.

Sonra her şeyi çizdim, her yere resimler yaptım. İlkokuldaki resim dersleri bitti, lisede defter ya da kitap arkalarına çizimler yaptım. Üniversiteye geçtim yorgunlukları terapiye çevirip boyamalar yaptım. Bir dönem hayal ettiğim bölümü okumadığım için pişmandım, artık değilim. Yoksa sevdiğim birkaç dostumu hiç bulamaz, ressamlığı hayatımın en önemli parçası yapamaz, mesleğimi keşfedemezdim. Hayat aslında hep tam olması gerektiği gibiymiş. Tıpkı küçükken oyuncaklarıyla oynatmayan çocuklar da… Bir şeyleri öğretmek için birileri girdi hayatıma ve çıktılar. Anlamak için aldım bazı kararları ve yanıldım ya da haklı çıktım. Şimdi şöyle bi’ dönüp baktığımda kendimi bulduğumu görebiliyorum.

“Hayal edebileceğin her şey gerçek.”

İlk boyalarımı annem hediye etti, pembe bisikletimi babam getirip bahçemize bıraktı kurdelesiyle beraber. Bilgisayarı 2.el aldıklarında dünyanın en mutlu kız çocuğuydum. Şimdi gururlandıkları bir evlat olmanın mutluluğundayım. Bir sürü Monami pastel boya hevesi yerini profesyonel ressamlığıma devretti, bilgisayar oyunlarıyla başlayan küçük yaşlarım dijital alanda yerini içerik üreticiliğine, editörlüğe bıraktı ve nihayetinde influencer marketing girl alanına transfer oldum. Bunlar da yetmedi podcast yayınlarımla sesten ruha dokunmaya başladım. Üstüne bir de hayalimi gerçekleştirip fotoğraf makinesi aldım her yerde “fotoğrafçı abla” olarak geziyorum. Yollara çıktım bisiklet sürmeyi geçtim artık araba kullanabiliyorum. Bir sürü insanın “olmaz, yapamazsın, hobi ya da heves” dediği ne varsa hepsini layığıyla yapıyorum. Işıldamayı hak ettiğim bir dönemdeyim. Modern zamanların gelenekselliğini ruhumda hâlâ hissederek yaşasam da hayallerimin sonsuzluğuyla adım adım yürüyeceğim.

Hayatımda bazı şanslarım var, başta Nazik’im sonra ailem ve dostlarım sayesinde her geçen gün üretmeye aynı hevesle devam ediyorum. Buraya kadar okuduysanız şunu bilmenizi isterim ki hayat hiçbir zaman kolay değil. Arkada kimin ne yaşadığını, ne kadar çabaladığını, nelerle mücadele ettiğini bilemeyiz. Bu noktaya geldiysem ve eserlerim bir şekilde gözünüze çarptıysa her biri bilinmeyen birçok detayı barındırıyor. Malzeme maliyetleri, tek bir sayfa için bile saatlerce süren emek, gerçekten sanata değer veren birinin önüne değeriyle çıkıyor. Düşük fiyatta tutulması onu değersiz kılmaz, yüksek fiyatlar ise gereğinden fazla olmaz. Her eserim benzersiz, bunları aldığınızda öylesine bir resim almayacaksınız. Kimsede benzeri bulunmayan orijinal bir sanat eseri almış olacaksınız. Van Gogh’da olduğu gibi eserlerimin geç keşfedilmemesi dileğiyle. Sizi seviyorum, tanıştığıma memnun oldum.

– KübraCo.